ANASAYFA

PROFİL

ARŞİV
O'na Not Bırakın
Sizin için,bir ömür ayıran sevgiliye Ömrünüzden bir vakit ayırmaya hazırmısınız... Sizin için bir ömür ağlayan bir sevgiliye not bırakmak için güle tıklayın
Kelamullah
Kalemden Dökülenler
NALEZAR
Ziyaret İçin Tıklayın
Hayırda Yarış
Kutlu Doğum Salavat Kampanyamıza Katılmak İçin http://nuruhilalsalavat.blogcu.com/
Emaneti Kudsiye
<%Emaneti Kudsiye%>
Ahir Zaman Garipleri

6/4/2008

Dağlar O'nu (asm) Tanır Ve Severler...

***

 

Dağlar onu (asm) tanır ve severler


Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekri’s-Sıddık, Ömerü’l-Faruk ve Osman-ı Zinnureyn ile Uhud Dağının başına çıktılar. Cebel-i Uhud, ya onların mehabetlerinden veya kendi sürur ve sevincinden lerzeye geldi, kımıldandı. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti ki: “Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki tanede şehid var.”
Şu hadis, Hazret-i Ömer ve Osman şehid olacaklarına bir ihbar-ı gaybîdir....
Bu misâlden anlaşılır ki, o koca dağlar birer müstakil abddir, müsebbihtir ve vazifedardırlar. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı tanır ve severler; başıboş değillerdir.
Mektubat, s. 134


“Attığında sen atmadın”


“Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı.” (Enfâl Sûresi, 6:17) nass-ı katîsiyle ve ehl-i tahkik umum müfessirlerin tahkikiyle ve umum ehl-i hadisin ihbarıyla, gazve-i Bedir’de, şu âyet haber veriyor ki:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir avuç toprakla küçük taşları aldı, küffar ordusunun yüzüne attı, “Bu yüzler kahrolsun!” dedi. “Bu yüzler kahrolsun!” kelimesi bir kelâm iken onların herbirinin kulağına gitmesi gibi, o bir avuç toprak dahi herbir kâfirin gözüne gitti. Herbiri kendi gözüyle meşgul olup, hücumda iken, birden kaçtılar.


 



Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

5 yorum yazılmıştır
  1. Yazan: ferzane | Tarih: 7/4/2008
    Konu: ..
    Merhabalar yeni bir günün getireceği tüm güzelliklerin sizinle olmasını, ve bu güzelliklerin tebessüm olarak yüzünüze, sevgi olarak kalbinize yansımasını diliyorum!! sevgilerimle...

    Bağlantı »

  2. Yazan: ferzane | Tarih: 8/4/2008
    Konu: Selamün Aleyküm :)

    Nasılsın iyimisin canım, nerelerdesin?? Hayırlı Huzur dolu güzel bir gün dilerim , Sevgilerimle ...

    Bağlantı »

  3. Yazan: ferzane | Tarih: 9/4/2008
    Konu: ..
    S.a. &#8220;Hayrının nur olarak kalbinize, tebessüm olarak yüzünüze yansıyacağı güzel bir gün dilerim&#8230;

    Bağlantı »

  4. Yazan: abunaar | Tarih: 11/4/2008
    Konu: selamlar
    Cumanız mübarek olsun, Allah Yâr ve yardımcınız olsun, Selametle.

    Bağlantı »

  5. Yazan: TILLSIM | Tarih: 11/4/2008
    Konu: s.a hayırlı cumalar
    GAYBİ BİLİNÇ

    23- Hiçbir iş hakkında "Bunu yarın yapacağım " deme.

    24- Bunun yerine, "Allah dilerse (inşaallah) yarın bu işi yapacağım" de. Böyle demeyi unuttuğunda ise Rabb'ini an ve "Umarım ki, beni şimdikinden daha çok doğruya yaklaştırır" de.

    Kuşkusuz her hareket, her kıpırdama, daha doğrusu canlıların alıp verdikleri her nefes, yüce Allah'ın iradesine bağlıdır. Gaybın perdesi, içinde bulunulan anın ötesini örtmekte, bilinmesine imkân vermemektedir. İnsanın gözü gayb perdesinin ötesine uzanamaz, insan aklı da birçok şeyi bilmesine rağmen bu konuda yetersïzdir, yorgun ve başarısızdır. Şu halde insan "yarın bunu yapacağım" dememelidir. Çünkü "yarın" Allah'ın bilgisine ait gaybın kapsamındadır. Gaybın perdesi ise sonuna kadar kapalıdır.

    Kuşkusuz bu insanın yerinde oturup geleceği düşünmemesi, gelecekle ilgili planlar kurmaması, günübirlik yaşaması, sadece içinde bulunduğu anı değerlendirmesi, hayatının geride kalan kısmı ile bugünü ve yarını arasında bir bağlantı kurmaması anlamına gelmez. Kesinlikle böyle bir şey sözkonusu değildir. Bunun anlamı, insanın bir şey yaparken gayb gerçeğini ve onu yönlendiren iradeyi hesaba katmasıdır; bir şeye karar verip bu kararından dolayı yüce Allah'ın iradesinden yardım dilemesidir, yüce Allah'ın elinin kendi elinden üstün olduğunun bilincinde olmasıdır, yüce Allah'ın iradesinden yardım dilemesidir, yüce Allah'ın taktir ettiği planın kendisinin öngördüğü plandan farklı olabileceğini gözardı etmemesidir. Şayet yüce Allah onu verdiği kararında başarılı kılarsa, bu onun açısından iyi bir sonuçtur. Yok eğer yüce Allah'ın iradesi onun plânından farklı bir şekilde cereyan ederse o zaman üzülmemeli, karamsarlığa kapılmamalıdır. Çünkü isin başı da sonu da Allah'ın iradesinin kapsamındadır.

    İnsan istediği gibi düşünebilir, gelecekle ilgili olarak dilediği gibi plânlar kurabilir. Ama, yüce Allah'ın imkân tanıması sonucu düşünebildiğinin, O'nun yardımı ile plân kurduğunun ve yüce Allah yardım etmediği sürece düşünemeyeceğinin, herhangi bir plân kuramayacağının bilincinde olmalıdır. Kuşkusuz bu durum, tembelliğe, rahata, düşkünlüğe, zayıflığa yahut gevşekliğe yolaçmaz. Tam tersine, insanın kendine güvenmesi, kedini daha güçlü hissetmesi, dirençli ve kararlı olması yönünde teşvik edici bir rol oynar. Bununla beraber gaybı örten perde açılıp yüce Allah'ın planının kendi planından farklı olduğu ortaya çıkarsa, insan yüce Allah'ın hükmünü hoşnutlukla, içtenlikle ve teslimiyetle karşılamalıdır. Çünkü daha önce bilinmeyen, perdenin açılması sonucu ortaya çıkan temel budur.

    İslâmın müslüman kalbi ele alırken, onu eğitirken uyguladığı yöntem budur. Müslüman kalp düşünürken, herhangi bir konuda plân kurarken, kendini tek başına, yapayalnız hissetmez. Bu düşüncesi sonuç verir ve plânı başarıya ulaşırsa şımarmaz, gurura kapılmaz. Plânı sonuçsuz kaldığında, düşüncesi ile başarısızlığa uğradığında ise, üzülmez, karamsarlığa kapılmaz. Müslüman kalp her durumda Allah'a bağlılığını korur, O'na dayanmanın kendisine güç verdiğinin bilincinde olur, kendisini başarıya ulaştırmasından dolayı O'na şükreder, O'nun kaza ve kaderine içtenlikle teslim olur. Hiçbir zaman şımarmaz, asla karamsarlığa kapılmaz.

    "Unuttuğunda ise Rabb'ini an."

    Bu direktifi ve gözönünde bulundurulması gereken bu hedefi unuttuğu zaman hemen Rabb'ini an, O'na dön.

    "Umarım ki, beni şimdikinden daha çok doğruya yaklaştırır de."

    Kalbin ilgi duyduğu, yöneldiği her şeyde sürekli Allah'a bağlı kalmasını sağlayan düşünme yöntemine ulaştırır.

    Ayette yeralan "umulur ki" kelimesi ile "yaklaştırır" kelimesi kalbin ulaştığı bu düzeyin yüksekliğini ve aynı zamanda her durumda bu düzeye yükselmeye çaba sarfetmenin zorunluluğunu göstermeleri amacı ile yer alıyorlar.

    Buraya kadar, bu gençlerin mağarada ne kadar kaldıklarını henüz öğrenmiş değiliz. Ama artık öğreniyoruz, hem de doğrusunu öğreniyoruz.

    Bağlantı »

Esma-i Nebi


"Hz. MUHAMMED s.a.v 'in İsimleri Ve Manaları "


ABDULLAH
(Allah (cc)'ın kulu)


ÂBİD
(Kulluk eden, ibadet eden)


ÂDİL
(Adaletli)


AHMED
(En çok övülmüş,sevilmiş)


AHSEN
(En Güzel)


ALİ
(Çok Yüce)


ÂLİM
(Bilgin,Bilen)


ALLAME
(Çok Bilen)


ÂMİL
(İşleyici,İş Ve Aksiyon Sahibi)


AZİZ
(Çok Yüce,Çok Şerefli Olan)


Beşir
(Müjdeleyeci)


BURHAN
(Sağlam Delil)


CEBBAR
(Kahredici,Galip)


CEVAD
(Cömert)


ECVED
(En iyi,En Cömert)


EKREM
(En şerefli)


EMİN
(Doğru Ve Güvenilir Kimse)


FADLULLAH
(Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan)


FARUK
(Hakkı Ve Bâtılı Ayıran)


FETTAH
(Yoldaki Engelleri Kaldıran)


GALİP
(Üstün Olan)


GANİ
(Zengin)


HABİB
(Sevgili,Çok Sevilen)


HADİ
(Doğru Yola Götüren)


HAFIZ
(Muhafaza Edici)


HALİL
(Dost)


HALİM
(Yumuşak Huylu)


HALİS
(Saf,Temiz)


HAMİD
(Hamd Edici,Övücü)


HAMMAD
(Çok Hamdeden)


HANİF
(Hakikate sımsıkı sarılan)


KAMER
(Ay)


KAYYİM
(Görüp,Gözeten)


KERİM
(Çok Cömert,Çok Şerefli)


MACİD
(Yüce Ve Şerefli)


MAHMUD
(Övülen)


MANSUR
(Zafere Kavuşturulmuş)


MASUM
(Suçsuz,Günahsız)


MEDENİ
(Şehirli,Bilgili Ve Görgülü)


MEHDİ
(Hidayet Eden,Doğru Yola Erdiren)


MEKKİ
(Mekkeli)


MERHUM
(Rahmetle Bezenmiş)


MES'UD
(Mutlu)


METİN
(Çok Sağlam Ve Güçlü)


MUALLİM
(Öğretici)


MUKTEDA
(Peşinden Gidilen)


MÜBAREK
(Hayırlı,Breketli)


MÜCTEBA
(Seçilmiş)


MÜKERREM
(Şerefli,Yüce)


MÜKTEFİ
(İktifâ Eden,Yetinen)


MÜNİR
(Nurlandıran,Aydınlatan)


MÜRSEL
(Elçilikle Görevlendirilmiş)


MÜRTEZA
(Seçilniş,Beğenilmiş)


MUSLİH
(Islah Edeci,Düzene Koyucu)


MUSTAFA
(Çok Arınmış)


MÜSTAKİM
(Doğru Yolda Olan)


MUTİ
(Hakka İtaat Eden)


MU'Tİ
(Veren İhsân Eden)


MUZAFFER
(Zafer Kazanan,Üstün Olan)


MÜŞAVİR
(Kendisine Danışılan)


NAKİ
(Çok Temiz)


NAKİB
(Halkın İyisi,Kavmin En Seçkini)


NASİH
(Öğüt Veren)


NATIK
(Konuşan, Nutuk Veren)


NEBİ
(Peygamber)


NECİYULLAH
(Allah'ın Sırdaşı)


NECM(İ)
(Yıldız)


NESİB
(Asil,Temiz Soydan Gelen)


NEZİR
(Uyarıcı, Korkutucu)


NİMET
(İyilik,Dirlik Ve Mutluluk)


NUR
(Işık,Aydınlık)


RAFİ
(Yükselten)


RAGIB
(Rağbet Eden,İsteyen)


RAHİM
(Mü'minleri Çok Seven)


RAZİ
(Kabul Eden,Hoşnut Olan)


RESUL
(Elçi)


REŞİD
(Akıllı,Olgun,İyi Yola Götürücü)


SAİD
(Mutlu)


SABIR
(Sabreden, Güçlüklere Dayanan)


SADULLAH
(Allah'ın Mübârek Kulu)


SADIK
(Doğru Olan,Gerçekci)


SAFFET
(Arınmış,Seçkin Kişi)


SAHİB
(Mâlik,Sohbet Edici)


SALİH
(İyi Ve Güzel Huylu)


SELAM
(Noksan Ve Ayıptan Emin Olan)


SEYFULLAH
(Allah'ın Kılıcı)


SEYYİD
(Efendi)


ŞAFİ
(Şefaat Edici)


ŞAKİR
(Şükredici)


TAHA
(Kur'ân-ı Kerîm'deki İsmi)


TAHİR
(Çok Temiz)


TAKİ
(Haramlardan Kaçınan)


TAYYİB
(Helal,Temiz,Güzel,Hoş)



VAFİ
(Sözünde Duran,Sözünün Eri)


VAİZ
(Nasihat Eden)


VASIL
(Kulu Rabb'ine Ulaştıran)


YASİN
(Kur'ân-ı Kerîm' deki İsmi,Gerçek İnsan,İnsan-ı Kâmil)


ZAHİD
(Mâsivadan Yüz Çeviren)


ZAKİR
(Allah'ı Çok Anan)


Veda Hutbesi
Veda Hutbesi

Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanirrahim

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.


ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.


ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz deAbdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.


İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Kategorilerim
  • Davranis Olculeri
  • Denemeler
  • Esma-i Nebi
  • Gul Devri
  • Hayatus Sahabe
  • Kutsal Emanetler
  • Mucizati Ahmediye
  • Multimedia
  • O Herkesin Peygamberi mp3
  • Salavat
  • Semail-i Serif
  • Siirler
  • Sunneti Seniye
  • Vakti Magfiret
  • Bağlantılarım
    RSS
    O'na Ait Eserler